KADIN PADİŞAHI

Birlikteliklerinin ilk aylarıydı. Adam da, Kadın da birbirlerini tanımaya başlamış ve bu tanışıklığa ayak uydurmaya çalışyorlardı. Pek zorlandıkları da söylenemezdi. Çünkü ikisi de, karşılıksız fedakarlığı omuzlamışlardı…

Adam, yuvasını bolluk içinde bakıyor, hemen hiçbirşeyi eksik koymuyordu. Hatta fazlası oluyor, Kadın’a, “Fazla olanı komşuya uygun bir şekilde dağıtırsın” diyor, “Atılıp, dökülmesin” diye de ekliyordu. Onlar paylaştıkça çoğalıyordu ellerindeki. Bereket işte, farkında olan insanın bereketi. Farkında olan insanı bilir, elindekini verenin rızası için paylaştıkça ardının kesilmeyeceğini…

Kadın da bolluk içinde yaşamıştı baba ocağında ve kısa da olsa ayrı yaşadığı zamanlarda. Kendi yuvasında da, benzer, hatta dahası duyarlılığı gördükçe yuvasını benimsemesi ve sevmesi kaçınılmaz olmuştu onun için. Ancak yuvasındaki bu bolluk sürecini kısa sürede ele alması gerektiğini düşünmüştü. Çünkü evlerini inşa ediyorlardı ve bu süreçte fazla bolluğa gerek olmadığını düşünüyordu. ‘Yeteri Kadar’ı kafiydi. Hem daha çocukları da yoktu. Sadece iki boğazlardı. Evleri bitene kadar masrafları kısmalarında kayıp olmayacağını düşünerek, evin ihtiyaçlarını Adam’dan müsade isteyerek himayesine aldı:

“Sen çok yoruluyorsun. Hem ev inşaatı, hem toprak işleri. Bırak bana da ben halledeyim ev alışverişlerini” biraz çekingen bakışlarla…

“Sen böyle güzel bakarak istedikten sonar ne diyeyim, gönlün nasıl rahat edecekse ama bana külfet değil. Seve seve üstesinden gelirim” diye karşılık verdi o güzel gözlerinden gözlerini hiç ayırmadan.

“O halde gönlüm nasıl rahat edecekse öyle olsun”…

Kısa sürede Kadın sorumluluğu üstlendi. Sorumluluğu üstlenmesi bir yana, bir anda evdeki yemek çeşitleri bile değişti. Adam, hergün farklı bir tatla buluşmanın heyecanını ve ilginçliğini yaşıyordu.

Kadın, Adam’ın topraklarının alışılmış yemeklerini yapıyor ve düzenini devam ettiriyordu. Yemek deyip geçmemek lazım. Bir erkeği güvende hissettiren yegane unsurlardan. Bunu kendi de yapabilir ama kadınının ellerinden gelen ve sevgiyle ortaya çıkardığı emeğinin güveni çok başkadır. Adam’ın alıştığı tatlara devam etmesi, tabiri caizse evinde hissettiriyordu Adam’ı. Ancak Kadın’ın himayesiyle bu güven ortamına biraz heyecan gelmişti…

Kadın’ın yemek kültürü oldukça geniş ve renkliydi. Ülkenin pek çok bölgesinde bulunmuş, yöresel otlar ve bu otlardan yapılan yemekler, turşular, meyve kuruları ve sularını her geçen gün tattırmaya ve Adam’ın heyecanlı bakışlarını ve ardından ağzını şapırdatarak “Mmmm”larını sevmeye devam ediyordu.

“Bunca yıldır ‘kötü ot’ diye bildiğim otlardan yemek yaptın da bana yedirdin, elimin altında kıymetsizce yitip giden tatları tatlandırdığını gördükçe sana hayranlığım her deneyimde daha da artıyor. Hele bugün yediğim turşu neydi ya!..” diye elini tutu ve öptü. Şehriyeli ve bol tereyağlı pirinç pilavının yanındaki semiz otu turşusunu damağındaymış gibi damağını şaplatarak.

Kadın, onun bu haline hem mutlu oluyor hem de şaşkınlık ve hayranlığını ifade ederken şekilden şekile girişine, değişen ses tonlarına ve tüm o eğlenceli yanına kendi hayran oluyordu.

İlişkide en güzel yan değil midir, birbirine hayran olan insanlar…

Bu süreç evleri bitene kadar devam etti. Evlerini hiç sıkıntı çekmeden bitirdiler, hatta dahası da oldu.

Evlerine yerleşmişlerdi. Bir akşam Adam, kuzinenin yanındaki mindere uzanmış hurma kurularından yiyor, daha once yazdığı kendi yazdığı hikaye kitabınından bölümleri okuyordu, ki Kadın geldi. İki avucuyla tuttuğu bir bez, Adam’ seslendi. Adam da dikkatini Kadın’a yöneltti.

“Hani evin alışverişi hallederim demiştim ya, uzun zamandır harcamaları kısmıştım. Fazlasını almıyordum bir şekilde yetirmeye çalışıyordum. Yemeklerden de farketmişsindir”

Adam araya girerek,

“Yemeklerden tek fark ettiğim, seninle aç kalmayacağımdır. Bir de ellerini çok seviyorum” diyerek öpücük attı.

Bunu tebessümle karşılayarak,

“Afiyet, şifa olsun canım benim. Olmuştur da bölme şimdi beni. Bir anlatayım. İşte o kısılan harcamaları biriktirdim. Ev inşaatına aniden gerekebilir diye”

Elindeki bezi Adam’a uzattı. Adam da doğrularak elinden bezi aldı ve sözlerine devam eden Kadın’ı dinlerken açmadan avucunda tutu.

“Seni bilirim. İhtiyaçtan fazlasını el altında tutmayı sevmezsin. Sonuçta mal da, mülk de, veren de, alan da Allah. Ev bittiğine gore bu birikimin bir çaresine bakarsın diye düşündüm.”

Adam elindeki bezi açtı, şaşkınca “Maşallah!” dedikten sonra kapattı bezi. Öyle beze bir süre baktı. Aklına ne geldi kimbilir, gözleri dolmuştu. Ardından ettiği sözlerden çıkan anlamdır belki de gözlerini dolduran:

“Bizim burada senin gibi Kadın’a, ‘Kadın Padişahı’ derler, bilirsin”

Bunu duyunca tebessüm etti Kadın.

“Ne mutlu ki hayatımdasın. Ben seninle aç kalmayacağım gibi, varlık sıkıntısı da çekmem. Çeksem de gam yemem. En büyük varlığı vermiş bana veren! Daha ne diyeyim, ‘Padişahım Çok Yaşa!””

Diye dolu gözlerle bastı kahkahayı. Kadın da öyle. Sarıldı boynundan, çekti içine kokusunu ve bu anı yaşadığı için, yaşadığı tüm süreçlere şükrederek…

“Ben bunları halledeceğim. Sen biraz zaman ver bana. Aklımda birşey var…”

Kuzinenin yanındaki mindere geçerek Kadın’ı da elinden çekerek, “Gel, koynumdaki kokun eksilmiş. Başını koy da tamamlansın” ruhunu seven sesiyle aldı koynuna başını, eline aldığı hikaye kitabından sevdiği bir hikayeyle devam etti. Kadın’ın gözü karşı duvardaki kandil ateşinde, dilnedi.. dinledi.. dinledi…

Adam’ın kucağından yatağa inerken gözlerini açtı, üzeri örtülünce de uykusuna devam etti…

Aradan birkaç gün geçmişti. Kadın, bahçede küçük bir karayemiş ağacını buduyordu. Bir araba sesi geldi. Adam’ın geldiğini düşündü. Sonra korna sesi geldi. Kısa aralıklarla uzun uzun basıyordu ama Adam’ın arabası değildi. Her ihtimale karşı, ıssız dağda, elindeki orakla yola doğru çıktı. Yol evden yukarıda ve ağaçların ardında olduğundan görünmüyordu. Sonunda yola çıktı ve karşısında koca bir arazi aracıyla Adam’ın neşeli siması. Adam bağırdı:

“Yeni aracın hayırlı olsun karıcığım” diye, gülümseyerek.

Kadın da şaşırdı elbet. Ilk aklına geleni de söyledi:

“Bir araç vardı zaten. İkinciye ne gerek vardı?”

Adam bu tepkiyi beklediğinden açıklaması oldukça önemli ve yeterliymiş tavrıyla;

“Doğru diyorsun ama her ne kadar üzerine konuşmasak ve çok şükür üzerinde hayatlarımız birleştiğinden beri bir etkisi olmasa da, hastalığın bir anda belirti gösterir, o sıra da ben araçla gitmiş olurum. E dağ başındayız. Allah korusun da, once tedbirimizi alalım biz, sonrasında zaten nasibe bırakırız. Hiç yoktan bir ihtimal ortadan kalkmış olur. İstediğin zaman da al arabanı çık o seni ilk gördüğüm ve her gittiğinde huzuruna huzur katan gölümüze. O kadar da lüksümüz olsun. Içlerimiz rahat etsin, “Neden yapmadım” demeyeyim de, gerisi önemli değil. Sen içini ferahlat. Hem kendi aracını kendin aldın. Ben de aracı oldum. Emeğine sağlık güzelim”

Kadın, böyle düşünceli eşin hayal gibi gelmesi ihtimalini ortadan kaldırmak için koşarak sarıldı, bir somutluk da yanına aldı, koklayarak…

Düşünün!

Hiçbirşeyleri yoktu. Sadece emek vermeye gönüllü yürekleri vardı. Şimdi ise evleri ve araçları vardı. Bir Kadın’ın, bir Adam’ın hayatındaki etkisi yadsınamaz. Somut varlıklar gelip geçer elbet ama bu süreçler ve bu süreçleri yaşayan yürekler daim olur. Asıl önemli yanı da bu zaten; birbirlerinin varlıkları…

“Hadi eve geçelim de bir pilav yapayım. Senin o güzel turşunla bir güzel gömerim mideme. Sen de midemdeki semiz otlarının ruhuna dua edersin” diye takıldı Kadın’a sağ kanadının altında sımsıkı sararak evlerine doğru yürürken.

Kadın da, Adam’ın ellerinden sevdiği, kuzinenin üzerinde ağır ağır pişen pilavı yiyeceğini duyunca, diliyle dudaklarını yaladı ve “Mmm…” diye mırıldanarak, Adam’ın kanadının altında evlerine geçtiler…

“Karayemişin güzel olmuş. O sağdaki kalın dalın alt ince dalını da kes ki alttaki kalın dala kapan yapmasın” diye tavsiyede bulundu Adam, kapıdan girerken…